Onur Programı

Süleymaniye Konuşmaları 9 – İslam Medeniyetinde İlimlerin Tevhidi ve Usul


İbn Haldun Üniversitesi Onur Programı’nın düzenlediği, 2019-2020 akademik yılının üçüncü Süleymaniye Konuşması Süleymaniye Külliyesi Salis Medrese’sinde 22 Şubat Cumartesi günü İslâm Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ile “İslam Medeniyetinde İlimlerin Tevhidi ve Usul” başlıklı konuşmayla gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Mehmet Görmez’in Konuşmasından Bazı Kısımlar:

“Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah Teâlâ ona cennet yolunu kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta sudaki balıklar bile âlimlerin bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. Bir âlimin sadece ibadetle uğraşan bir kimseye üstünlüğü, on dördüncü gecesinde ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler altın gümüş değil, sadece ilmi miras bırakmışlardır. İşte bu ilim mirasına konan kimse, çok büyük bir kısmet kazanmış olur” (Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19.) hadis-i şerifi ile sözlerine başlayan Prof. Dr. Mehmet Görmez daha sonrasında “Alim kimdir?” “Alim sadece bilgi sahibi olan mıdır?” “Bilgi nedir?” “İlimlerin Tasnifi ve Tevhidi’l-Ulum” gibi sorular çerçevesinde konuşmasına devam etti.

İkinci asrın ortalarına kadar alimin tanımı ilmin tanımına göre değişmiştir. Bu bağlamda fıkıh ile ilgilenene ‘fakih’, hadis ile ilgilenene ‘muhaddis’, kelam ile ilgilenene ‘mütekellim’ denilmiştir. Aklî ve naklî ilimleri birleştiren kişiye ise ‘allame’ denilmektedir. İslamın yayılmasından sonra müslümanlar farklı inançlar, farklı diller ve felsefe gibi ilimlerle tanışmış ve bu mirasları kendi hikmetlerine dönüştürmüşlerdir. Her ne kadar bazı sınıflandırmalara göre ilimler dünyevi ve dini ilimler olarak ayrılmış olsalar da aslında ilimler ‘Tevhidi’l-Ulum’ çerçevesinde birleşmekte ve alim de bütün ilimleri kuşatan kimse olarak tanımlanmaktadır. Çünkü özünde insanı, varlığı, kainatı anlatan ilimler ile Kur’an’ı, vahyi, sünneti anlatan ilimler birbirinin tecrübesidir, birbirlerini tamamlarlar ve ayrılmazlar. Mesela varlık alemini/ fiziği bilmeden metafizik öğrenmeye çalışmak anlamsız kalacaktır.

“Bilgi sahibi olmak alim olmaya yeter mi?” Amel (ilmin hayata yansıması) yoksa ilmi ne kadar çok olursa olsun kişi alim olarak kabul edilemez. Bilgi bizi Allah’a, hakikate götüren yoldur. İlim, hikmet ve marifetin tamamıdır ve bilgi sahibi olmak için de ilim, hikmet ve marifetin birleştirilmesi gerekir. Bilgiye ulaşmak/sahip olmak insanı alim kılmaz. Alim olmak için aynı zamanda usul de gereklidir. Akıl ve nakli, kitapla kainatı, sabitlerle değişkenleri birleştirebilen kişidir alim. Din ile insan, din ile toplum, din ile hayat arasında ilişki kurabilen kişidir. İlimlerin tevhidi bu bağlamda önem taşımaktadır. Bu konuda bize düşen görev ise “İslam dünyasının nasıl alimlere ihtiyacı var?” sorusunu kendimize sorup hayatımızı buna göre düzenlememizdir. Allah’tan ilim ve ilim için de zaman içinde zaman talep etmemizdir.

Yıldız (*) işareti olan alanlar zorunludur