Onur Programı

Süleymaniye Konuşmaları 4 – İslami İlimlerin 14 Asırlık SerüveniPosted by On 18 Mart 2019


Süleymaniye Onur Programı Öğrencileri Prof. Dr. Mürteza Bedir Hoca İle Buluştu

Süleymaniye Onur Programı öğrencileri 9 Mart 2019 tarihinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mürteza Bedir ile “İslami İlimlerin 14 asırlık serüveni” başlıklı konferansta bir araya geldiler.

Mürteza Bedir hoca konuşmasına, İslami ilimlerin 14 asırlık serüvenini konuşmanın aslında bir Müslüman entelektüel kimliğini konuşmak anlamına geldiğini yani bir Müslümanın dünyayı nasıl algıladığını, dünyaya nasıl baktığını ve anladığını bize gösterdiğini söyleyerek başladı.

İslami İlim Nedir?

İbn Haldun’un Mukaddimesinde geçtiği üzere ilimleri naklî ve aklî olmak üzere ikiye ayırmıştır. Vazî/Naklî ilimler toplumun geleneklerinden gelen ve o topluma özgü ilimler olup Her toplum kendine ait varlık, bilgi ve değer anlayışına göre oluşmaktadır. Naklî ilimlerin genellikle kaynağı toplumların müntesip olduğu dinleridir. Aklî ilimler ise toplumların kendilerine özgü karakterinden değil, insan olma özelliklerinden kaynaklı oluşan ilimlerdir.

Bu açıdan baktığımızda İbn Haldun’da İslami ilimler dediğimiz şey naklî/vazî ilimlere karşılık gelmektedir.

İlimlerin Oluşum Süreci

İlim kavramı tarih boyunca farklı manalara karşılık gelmiştir. Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir zaman sonra ilim denilince akla Kur’an ve Hadis ilimleri gelmektedir. Bu ilimlerle uğraşan kimseler “ne” sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. İlerleyen zaman içerisinde ilim kavramının manası değişip yorumlama aşamasına geçilmektedir. Bu süreç “niçin/nasıl” sorusunun cevabının aranmaya başladığı sürece geçiş anlamına gelmektedir. Bu arama sonucunda Fıkıh kavramı ortaya çıkıyor.

Fıkıh kavramı üzerinde çeşitli faaliyetler yapıldıktan sonra Fıkıh 3 kısma ayrılarak gelişiyor. Bunlar: Fıkh-ı Ekber(akaid), Fıkh-ı Zahir(amel), Fıkh-ı Batın(ahlak). Bu ilimler uzmanları tarafından yorumlanarak geliştiriliyor ve ilerleyen zaman içerisinde Kelam, Fıkıh ve Tasavvuf ilimlerini oluşturuyorlar. Ayrıca Bu 5 ilmi -Kuran İlimleri, Hadis ilimleri, Fıkıh, Kelam ve Tasavvuf- bilen kimseyi biz âlim olarak nitelendiriyoruz. Bu alimler yapmış oldukları yorumlarda ihtilafa düşüyorlar ve bu ihtilafa düştükleri konularda organik bağı olan ve tutarlı bir metotla ortaya koyulan görüşler kabul görüp mezhep mefhumunu oluşturuyor. İtikadî olarak; Maturidi, Eşari, Selefi, Mutezile gibi mezhepler oluşurken, amel de; Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleri oluşmaktadır. Tasavvuf da ise bir çok tarikat ortaya çıkmıştır. Bunlardan kimi günümüze kadar gelmiş kimi ise tarih içerisinde yok olup gitmiştir. Bunlar içerisinden zikredilen iki şarta uyarak oluşan mezhepler Ehl-i Sünnet ve’l cemaat adını almıştır.

Ancak 19. yy.’da çeşitli sebeplerden dolayı bir arayış hareketleri başlıyor ve sahip olduğumuz organik bağ çeşitli sebeplerden dolayı kopmaya başlıyor. 1924’de ise ilmî nesebimiz tam olarak ortadan kaldırılıyor.

 

EtkinliklerGenelHaber ve DuyurularKonferanslar

Comments are disabled.