Sosyal Bilim Öğrencileri Neden Klasik İlimleri Öğrenmelidir?

Abdullah Enes Tüzgen – Onur Programı Koordinatörü Sayfayı Yenile

    Ibn Haldun (808-1406) bilginin doğasına dair bir değerlendirme yaparken, ilimleri tasnif etmenin bir yolunun da evrensel ilimler ve bir medeniyete has ilimler şeklinde ilimleri ikiye ayırmak olduğunu söyler. Ona göre evrensel ilimler farklı coğrafyalarda yaşayan toplumların insanı, doğayı ve toplumu anlamak için ürettiği ve insanlık birikiminin ortak ürünü olan bilimlerdir. Matematik, Fizik, Tıp, gibi alanlar sadece bir medeniyete ait değil, tüm insanlığın ortak bilgi birikiminin ürünleridir. Ikinci bir kategori olarak değerlendirdiği bilimler ise her bir medeniyetin kendine has olan, o medeniyete mensup insanların dünya görüşünü, hayata bakışını ve ihtiyaçlarını yansıtan bilimlerdir. 

  Bu noktada medeniyete ait olan klasik ilimler, Islam medeniyetinin mensuplarının hayata bakışlarını, doğayı ve insanı anlayışlarını gösteren bilgi birikimi olarak 1400 yıldır asrının entelektüelleri tarafından geliştirilerek ilerleyen ancak özellikle son yüzyılda ihmal edilmiş ve kıymeti anlaşılmayan eşsiz bir hazine olarak karşımızda durmaktadır. 

Klasik ilimleri öğrenen bir sosyal bilimler öğrencisi üç önemli özellik kazanacaktır. Ilk olarak, klasik ilimleri tahsil ederek farklı bir bilgi birikimi ve farklı ilmi disiplinler ile karşılaşacaktır. Böylece öğrenci üniversitelerdeki Çift Anadal Programlarına tekabül edebilecek bir ilmi derinliğe sahip olacaktır. Nasıl ki her akademik disiplinin belirli soruları, teorileri, metotları varsa, iki bölüm okuyan bir öğrenci iki farklı bilimin sorularına, teorilerine, metotlarına ayrıca dönemin akademik perspektifine aşina olmaktadır. Böylece ilim yolculuğunda kendi alanındaki ilme yaklaşımını ve perspektifini belirleyip bilim yapmanın farklı veçhelerini görecektir. 

    Klasik ilimleri öğrenen bir sosyal bilimler öğrencisinin kazanacağı ikinci özellik ise mukayese imkânıdır. Klasik ilimler tahsili öğrenciye dünyaya bakışında farklı bir perspektif kazandırır. Böylece ilim talebesi, hâkim sosyal bilim anlayışı ile sahip olduğu medeniyetin ürettiği ilmi anlayışı mukayese edebilir, zihnindeki soruyu cevaplarken karşılaştırma metodu ile meselelere yaklaşabilir. Örneğin; bir ekonomist, değer nasıl ortaya çıkar, emek nedir sorularına; bir siyaset bilimci meşruiyet nedir, otorite kimdir sorularına; bir sosyolog, toplum nasıl ortaya çıkar, sınıfsal farklılıklar nasıl yöneltilmelidir sorularına; veya bir hukukçu hak nedir, bireysel hak ve kamu hakkı nasıl tanımlanmalıdır sorularına mukayeseli bir method ile yaklaşarak analizini zenginleştirebilir ayrıca bir yandan perspektifini oluştururken diğer yandan güncele dair yeni analizler oluşturabilir. 

    Günümüzde bir sosyal bilimler öğrencisinin klasik ilimleri tahsil ederek kazanacağı üçüncü önemli özellik ise içinde yaşadığımız dünyanın, bizim için normal, standart ve tabii görünen ekonomik, siyasi ve sosyolojik yapılarının aslında mutlak olmadığı şuurudur. Alternatif bir dünyanın mümkün olduğu bilinci, klasik ilimleri öğrenen bir öğrenci için daha mümkün hale gelir. Ve böylece dünyanın hali hazırdaki durumu ile ilgili derin analizler ve olası çözümler öğrenci tarafından sistematik biçimde geliştirilebilir.