Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat Konuşuldu


İbn Haldun Üniversitesi İslami İlimler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Murat Özel, Onur Programı’nın düzenlediği Gezilim etkinliği kapsamında 5 Aralık Çarşamba günü “Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat” başlıklı bir konuşma yaptı.

1992-1994 yılları arasında Mısır’da bulunan Ahmet Murat Özel, El-Ezher Üniversitesi’nde başladığı yüksek öğrenimini, 1997’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde, Yüksek lisans ve doktorasını ise Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde bitirdi. Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde, Tasavvuf ana bilim dalı öğretim üyesi olarak çalışan, Çeşitli TV kanallarında programlar hazırlayıp sunan, yayınevlerinde, süreli yayınlarda editörlük ve yayın yönetmenliği yapan Özel’in, yayınlanmış şiir kitapları dışında, telif ve çeviri akademik yayınları, makale ve bildirileri bulunmaktadır. Ayrıca Şazeliyye, Kuzey Afrika ve Endülüs tasavvufu, Türk modernleşmesi sürecinde tasavvufi yapılar başlıca ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Muhtelif üniversitelerde tasavvuf tarihi, tasavvuf literatürü, tasavvuf-sanat ilişkisi üzerine lisans ve lisans üstü dersler vermiş olan Ahmet Murat Özel, halen İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde derslerine ve akademik çalışmalarına devam ediyor.

“Bugün Bu Dergahları Artık Türkiye’de Bulamıyoruz”

Tekke ve Asitanelerin yapılarından ve görevlerinden bahsetmeden önce buraları kullanan kurumlar olan tarikatlardan konuşmasına başlayan Ahmet Murat Özel, kendisinin uzmanı olduğu Şazeliyye tarikatından örnekler vererek Pir nedir ve tarikatların alt kollarının neler olduğunu ve nasıl oluştuğundan bahsetti. “Şazeliyye bizim buralarda az bilinen bir tarikattır” diyen Özel, Şazeliyye tarikatının 13-21. Yüzyılları arasında 100 civarında alt kol çıkardığını ve alt kolların, Pir denilen tarikat önderlerinin, yetiştirdikleri öğrenciler tarafından çıkarıldıklarını belirtti. İstanbul’daki kollarından da bahseden Ahmet Murat Özel, 2. Abdülhamit’in de Şeyhi olan Zat’ın burada olduğundan bahsetti ve aynı zamanda Padişahlar ile Şeyhler arasında “bilinen anlamda Şeyh-mürit” ilişkisinin olmadığını vurguladı. Sözlerine Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdayi mahallesindeki tekke ve dergahlardan devam etti ve Sadiyye Tarikatına ait bir dergah olan Balaban Tekkesinin şimdilerde Türkiye’de var olmadığını belirtti. Aynı zamanda Osmanlı Döneminde çok güçlü bir yapıya sahip olan Sadiyye Tarikatının, Cumhuriyet Döneminde kapatılmadan önce 32 dergahının olduğunu ve şu anda Türkiye’de bu tarikata bağlı olan kimsenin kalmadığını belirtti.

“1925 İle Birlikte Biz İstanbul’un Önemli Bir Aktörünü Kaybetmiş Olduk”

Belirli dergah ve tekkeler dışında birçok dergahın bugüne ulaşamadığını söyleyen Özel, bazı dergah ve tekkelerin tam olarak neye benzediklerini bilmek ve takip etmek için bugünlerde Balkanlara gitmek durumunda kalındığından bahsetti. Ayrıca Osmanlı döneminden bu yana korunmuş olarak günümüze gelen İstanbul’da birkaç dergahın bulunduğunu belirtti. Galata Mevlevihane’si bunlardan bir tanesidir. Bu zamana ulaşamamış tekke ve dergahlardan bahsederken 1925 ile birlikte İstanbul’un önemli bir aktörünü kaybetmiş olduğunu vurguladı. Aktör kavramından kastının ne olduğunu açıklayan Özel, her mahallede çeşitli meşrepte dergahların olduğunu, bu dergahlarınsa aşevi, danışmanlık gibi işlevlere sahip olduğunu belirtti. Özellikle manevi danışmanlıkla beraber, aile içi sorunların çözüldüğü, çocukların isimlerinin konulduğu, psikolojik sorunların çözüldüğü ve rüyaların dahi yorumlanmasına dahil olan dergahların toplumla iç içe olan kurumlar olduğunu belirtti.

 “İyi Bir Sesin Kendisini Gösterebildiği Yerler Tekke ve Dergahlardır”

Dergahların aynı zamanda bir müze olduğunu söyleyen Özel, eskiden müze anlayışının olmadığını ve bir hattatın eserini dergahta sergilediğini belirtti. Aynı zamanda güzel sanat eserlerinin de sergileme işlevini Dergahların ve Tekkelerin üstlendiğini belirtti. Ses kaydının olmadığı bir Dünya’da iyi sesleri dinlemenin çok sınırlı yerleri olduğunu da belirtti. Dini musiki meraklısı olan birinin daha serbest icranın yapılabildiği yerlerden bir tanesinin tekkeler olduğunu belirtti. Aynı zamanda “iyi bir sesin kendisini gösterebildiği yerler tekke ve dergahlardır” diyerek iyi sese sahip olan kişilerin son yaptıkları besteleri ve yeni bir Ayin-i Şerif besteleyenlerin bestelerini dergahlarda sergilediklerini vurguladı. Aynı zamanda Ayin-i Şerif bestelemenin büyük bir iş olduğunu vurgulayarak, bu işin özellikle Mevlevihanelerde yapıldığını belirtti.

Tasavvufun ve tarikatların Osmanlı’daki ve özellikle Padişahlar üzerindeki etkilerinden ve son olarak Cumhuriyet Dönemiyle kapatılmaları dönemine kadar olan süreci anlatan Ahmet Murat Özel, katılımcılardan gelen soruları da cevapladı ve konferans son buldu.