Yani Dergisinin 2. Sayısı Çıktı


Onur Programı bünyesinde şair ve yazar Ahmet Murat Özel danışmanlığında yürütülen Özgün Yazarlık ve Dergi Editörlüğü atölyelerine katılan öğrenciler, atölyelerde öğrendikleri bilgileri uygulamak, kalemlerini kuvvetlendirmek ve tecrübe kazanmak adına YANİ dergisinin ilk sayısını çıkardılar. YANİ Dergisi, Türkiye Dergiler Birliği’nin 10-13 Mayıs 2018 tarihlerinde Sirkeci Garı’nda düzenlediği 9. Uluslararası Dergi Fuarı’nda da stant açarak ilk sayısının tanıtımını yapmıştır.

Yani Dergisi İkinci Sayısı Çıktı 

Sorgulayan ve açıklayan YANİ dergisi, söyleyecek sözü, paylaşacak derdi olan edebiyat severlerin yazılarını yayınlamaya devam ediyor. Yol ve çağrışımlarının ön plana çıktığı Yani dergisinin ikinci sayısı bugün okurlarıyla buluştu. İbn Haldun Üniversitesinde öğrenciler tarafından stand kuruldu ve Yani dergisinin ilk ve ikinci sayısı okurların beğenisine sunuldu.

Editör Yazısı

Bakmak değil görmek gerek, görmek için yolda olmak gerek. Başkasını görmek kadar kendini tanımak, yani dışa dönük olduğu kadar içe dönük bir yolculuk yapmak da önemlidir. Biz bu sayımızda yolun nereye çıkacağını düşünmeden, azığımız nedir bilmeden yolu tanımaya, yolda olmayı öğrenmeye çalıştık. Nasıl ki her insan biricik ise onun gideceği yol da aynı şekilde yegânedir. Dolayısıyla herkesin herkesten öğrenecek bir şeyi vardır.

Hz. Mevlana’nın şu sözleri ne kadar manidar:

“Bir yol varsa hakikate varan,

Bir yolcu lazım kendini arayan

Bir hancı varsa yolcuları ağırlayan

Bir aşk lazım yola koyduran.”

O halde mesele “yola çıkmak, yolda olmak ve yol almak, yolu bulmak, yol olmak”.

Daha fazla bilgi için Onur Programını ziyaret edebilir ya da yanidergisi@gmail.com adresine sorularınızı yönlendirebilirsiniz.

 

Süleymaniye Konuşmaları 2 – Günümüzde Klasik İlmi Birikimimizin Mana ve Ehemmiyeti


Süleymaniye Onur Programı Öğrencileri Tahsin Görgün hoca ile buluştu….

Süleymaniye Onur Programı öğrencileri 15 Aralık tarihinde  29 Mayıs Üniversitesi Felsefe bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tahsin Görgün ile bir araya geldiler. Klasik İlimlerin Mana ve Ehemmiyetine dair yapılan konferansta klasik ilimleri bugüne uyarlamanın, geçmiş ile gelecek arasındaki irtibatın önemi vurgulandı.

Konferansta öne çıkan konulardan bazıları şunlardır:

Helezonik İlim Anlayışı

İmam Şafii de, Gazzali de  şafii mezhebine müntesip olmalarına rağmen bazı meselelerde farklı yorumlar yapmışlardır. Farklı zamanlarda yaşıyor olmak, farklı hayat şartlarını beraberinde getirir ve yorum çeşitliliği artar. Ancak herkes kendisinden  önce söylenenlerden haberdardır ve hep öncesine atıf yapılarak yeni perspektiflere yer açılmıştır. Geleneksel ilim anlayışı helezoniktir, her zaman geçmiş ile irtibatlı yeniliklere açıktır.

Varlık Mertebeleri Arasında Geçiş

Bir bilgiyi ezbere bilmek onu ilim saymak için yeterli değildir. Çocuklar ona kadar ezberleyerek sayabilirler, sayıların mantığını kavradıkları andan itibaren de sonsuza kadar sayabilirler. Bir bilgiyi okumak o bilginin kitabî varlığıdır, üzerine düşünülüp kavrandığı takdirde ise zihindeki varlığı yer eder. Zihinde yürütülen bu faaliyet bir meseleyi çözdüğü anda ise ilim hariçi varlık alanında kendini gösterir.

Konferans, Prof. Dr. Tahsin Görgün’e İbn Haldun Üniversitesi Onur Programı koordinatörü Abdullah Enes Tüzgen tarafından hediye takdim edilmesiyle sonlandı.

Gezilim’in İkinci Durağı İstanbul’daki Tekkeler ve Asitaneler Oldu


Gezi ve ilmi bir arada öğrencilere sunmak amacıyla başlattığımız etkinliğimizde bu ay “Tekkeler ve Asitaneler” işlendi. Gezilim’in ilim kısmı 5 Aralık 2018 tarihinde Ahmet Murat Özel hocanın “Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat” başlıklı konferansı ile gerçekleştirildi. 8/9 Aralık 2018 tarihlerinde iki grup şeklinde yapılan gezide ise Haktan Tursun’un rehberliğinde Yahya Efendi Dergâhı, Galata Mevlevihânesi, Sertarikzâde Dergâhı ve Sümbül Efendi Âsitânesi olmak üzere dört farklı tekke ziyaret edildi. Osmanlı’daki sûfi hayatının izlerinin sürüldüğü bu gezilim’de verilen değerli bilgilerle gönüllere, Yahya Efendi gibi boğaza nazır tekkelerin manzaraları ile gözlere hitap edildi.

Konferansta tasavvuf ve tarikatlara dair geçmişten günümüze değişiklikler ve topluma sağladıkları katkılar üzerinde durulurken, gezi ile tüm bunları bizzat müşahede imkânı bulan öğrenciler, edindikleri bilgilerle günlük hayat arasında irtibat kurabildiler. Bu kurumların esasında Osmanlı toplumunun şekillenmesinde ne kadar etkili olduğunun farkına varan katılımcılar; kaybedilen estetik ve ahlak değerlerini tekrar hayatın bir parçası haline getirmenin önemini kavradılar.

Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat Konuşuldu


İbn Haldun Üniversitesi İslami İlimler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Murat Özel, Onur Programı’nın düzenlediği Gezilim etkinliği kapsamında 5 Aralık Çarşamba günü “Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat” başlıklı bir konuşma yaptı.

1992-1994 yılları arasında Mısır’da bulunan Ahmet Murat Özel, El-Ezher Üniversitesi’nde başladığı yüksek öğrenimini, 1997’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde, Yüksek lisans ve doktorasını ise Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde bitirdi. Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde, Tasavvuf ana bilim dalı öğretim üyesi olarak çalışan, Çeşitli TV kanallarında programlar hazırlayıp sunan, yayınevlerinde, süreli yayınlarda editörlük ve yayın yönetmenliği yapan Özel’in, yayınlanmış şiir kitapları dışında, telif ve çeviri akademik yayınları, makale ve bildirileri bulunmaktadır. Ayrıca Şazeliyye, Kuzey Afrika ve Endülüs tasavvufu, Türk modernleşmesi sürecinde tasavvufi yapılar başlıca ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Muhtelif üniversitelerde tasavvuf tarihi, tasavvuf literatürü, tasavvuf-sanat ilişkisi üzerine lisans ve lisans üstü dersler vermiş olan Ahmet Murat Özel, halen İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde derslerine ve akademik çalışmalarına devam ediyor.

“Bugün Bu Dergahları Artık Türkiye’de Bulamıyoruz”

Tekke ve Asitanelerin yapılarından ve görevlerinden bahsetmeden önce buraları kullanan kurumlar olan tarikatlardan konuşmasına başlayan Ahmet Murat Özel, kendisinin uzmanı olduğu Şazeliyye tarikatından örnekler vererek Pir nedir ve tarikatların alt kollarının neler olduğunu ve nasıl oluştuğundan bahsetti. “Şazeliyye bizim buralarda az bilinen bir tarikattır” diyen Özel, Şazeliyye tarikatının 13-21. Yüzyılları arasında 100 civarında alt kol çıkardığını ve alt kolların, Pir denilen tarikat önderlerinin, yetiştirdikleri öğrenciler tarafından çıkarıldıklarını belirtti. İstanbul’daki kollarından da bahseden Ahmet Murat Özel, 2. Abdülhamit’in de Şeyhi olan Zat’ın burada olduğundan bahsetti ve aynı zamanda Padişahlar ile Şeyhler arasında “bilinen anlamda Şeyh-mürit” ilişkisinin olmadığını vurguladı. Sözlerine Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdayi mahallesindeki tekke ve dergahlardan devam etti ve Sadiyye Tarikatına ait bir dergah olan Balaban Tekkesinin şimdilerde Türkiye’de var olmadığını belirtti. Aynı zamanda Osmanlı Döneminde çok güçlü bir yapıya sahip olan Sadiyye Tarikatının, Cumhuriyet Döneminde kapatılmadan önce 32 dergahının olduğunu ve şu anda Türkiye’de bu tarikata bağlı olan kimsenin kalmadığını belirtti.

“1925 İle Birlikte Biz İstanbul’un Önemli Bir Aktörünü Kaybetmiş Olduk”

Belirli dergah ve tekkeler dışında birçok dergahın bugüne ulaşamadığını söyleyen Özel, bazı dergah ve tekkelerin tam olarak neye benzediklerini bilmek ve takip etmek için bugünlerde Balkanlara gitmek durumunda kalındığından bahsetti. Ayrıca Osmanlı döneminden bu yana korunmuş olarak günümüze gelen İstanbul’da birkaç dergahın bulunduğunu belirtti. Galata Mevlevihane’si bunlardan bir tanesidir. Bu zamana ulaşamamış tekke ve dergahlardan bahsederken 1925 ile birlikte İstanbul’un önemli bir aktörünü kaybetmiş olduğunu vurguladı. Aktör kavramından kastının ne olduğunu açıklayan Özel, her mahallede çeşitli meşrepte dergahların olduğunu, bu dergahlarınsa aşevi, danışmanlık gibi işlevlere sahip olduğunu belirtti. Özellikle manevi danışmanlıkla beraber, aile içi sorunların çözüldüğü, çocukların isimlerinin konulduğu, psikolojik sorunların çözüldüğü ve rüyaların dahi yorumlanmasına dahil olan dergahların toplumla iç içe olan kurumlar olduğunu belirtti.

 “İyi Bir Sesin Kendisini Gösterebildiği Yerler Tekke ve Dergahlardır”

Dergahların aynı zamanda bir müze olduğunu söyleyen Özel, eskiden müze anlayışının olmadığını ve bir hattatın eserini dergahta sergilediğini belirtti. Aynı zamanda güzel sanat eserlerinin de sergileme işlevini Dergahların ve Tekkelerin üstlendiğini belirtti. Ses kaydının olmadığı bir Dünya’da iyi sesleri dinlemenin çok sınırlı yerleri olduğunu da belirtti. Dini musiki meraklısı olan birinin daha serbest icranın yapılabildiği yerlerden bir tanesinin tekkeler olduğunu belirtti. Aynı zamanda “iyi bir sesin kendisini gösterebildiği yerler tekke ve dergahlardır” diyerek iyi sese sahip olan kişilerin son yaptıkları besteleri ve yeni bir Ayin-i Şerif besteleyenlerin bestelerini dergahlarda sergilediklerini vurguladı. Aynı zamanda Ayin-i Şerif bestelemenin büyük bir iş olduğunu vurgulayarak, bu işin özellikle Mevlevihanelerde yapıldığını belirtti.

Tasavvufun ve tarikatların Osmanlı’daki ve özellikle Padişahlar üzerindeki etkilerinden ve son olarak Cumhuriyet Dönemiyle kapatılmaları dönemine kadar olan süreci anlatan Ahmet Murat Özel, katılımcılardan gelen soruları da cevapladı ve konferans son buldu.

Onur Buluşmaları – Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı


Felsefe Bölümü Öğretim Üyemiz Prof. Dr. Teoman Duralı, Onur Programı’nın düzenlediği Onur Buluşmaları kapsamında, 3 Aralık Pazartesi günü “CV’de Olmayan Hayatım” başlıklı bir konuşma yaptı.

Ülkemizde felsefe denince akla gelen ilk isimlerden biri olan, 16 üniversitede ders vererek Türk düşünce hayatında etkili olan pek çok ismi yetiştiren Prof. Dr. Teoman Duralı; en son 38. sayısı yayınlanan Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi, kitapları ve makaleleriyle de Türkiye’de felsefenin merkezi bir yer edinmesinde önemli bir role sahip. Günümüz küresel medeniyetini sistematik ve felsefi açıdan çözümleyip yorumlayarak Türk entelektüel kamuoyunun konuyla ilgili perspektifini zenginleştiren Prof. Duralı, uluslararası felsefe camiasında da Türkiye’yi başarıyla temsil ediyor.

1977 yılında doktorasını tamamlayan, 1978 yılında NATO bursu ile Paris’te biyoteknoloji seminerlerine katılan; Mayıs 1982’de Yardımcı Doçent, Ekim 1982’de biyoloji felsefesi üzerine yazdığı tez ile Doçent ve 1985’te ABD Penn State University’de tamamladığı “Kant’ın A Priori Bilgi İstidâtı” adlı çalışmasının ardından 1988’de mezun olduğu bölümde Profesör olan Teoman Duralı, halen İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde derslerine ve akademik çalışmalarına devam ediyor.

Nermi Uygur’un Teklifiyle Kendisine Asistan Oldu

Prof. Dr. Teoman Duralı, “CV’de Olmayan Hayatım” söyleşisinde doğumundan bugüne hayatından belli başlı kesitleri, ilgili bir dinleyici topluluğuyla paylaştı. 7 Şubat 1947’de Zonguldak’ın Kozlu kasabasında doğan Duralı, ilköğrenimine Zonguldak’ta Çatalağzı’nda başladığını belirtti. Çatalağzı’nda okula başlamadan önceki günlerinden “mutluluğun zirvesine vardığım günlerdi” diyerek sitayişle bahseden Prof. Dr. Teoman Duralı, bunda coğrafyanın etkisi olduğunu belirterek, hayatında gördüğü ilk manzaranın orman ve deniz olduğunu, en sevdiği renkler olan mavi ve yeşilin Çatalağzı’nda iç içe geçtiğini söyledi.

Anadolu’da, özellikle Türkiye’nin doğusunda görev yaptığı üniversitelerde Bilim Metodolojisi dersleri veren Duralı; o dönemde öğretmenlerin-hocaların sadece bir alanın değil, adeta hayat hocalığı yaptıklarına örnek olarak, kendisinin o derslerde bilimden ve metodolojiden önce “deniz neye benzer”, onu anlattığını çünkü ders verdiği çocukların ekserisinin hayatlarında hiç deniz görmediklerini söyledi.

“Okul” fikriyle hayatının en başından beri pek de sağlıklı bir ilişki kuramadığını ifade eden Duralı, ünlü felsefeci Prof. Dr. Nermi Uygur’un İstanbul Üniversitesinde okurken kendisine asistanlık teklif etmesinden sonra ise hiç sevemediği “okul”a hayatını bağışladığını söyledi.

“İlk Defa Felsefe Mikrobunu Kulağıma Üfüren Hatice Hocam Oldu”

Nermi Uygur’un çok titiz, gururlu ve zor beğenen bir hoca olmasına rağmen bu teklifi yaptığını da sözlerine ekleyen Duralı, “çok hayırlı hocalarım oldu” diyerek, hayatındaki en önemli kırılma noktalarında hep Nermi Hoca gibi hocaların yer aldığını belirtti. Ortaokul ve liseyi okuduğu Ankara TED Kolejindeki coğrafya öğretmeni Hatice Hanım’ın da kendi hayatında böyle bir misyon üstlendiğini belirten Prof. Dr. Duralı, şunları söyledi: “Liseden mezun olduktan sonra babam Gazi Mesleki Eğitim Fakültesine gitmemi istedi. Ben durumdan memnun olmasam da babama itiraz edemiyordum. Mezuniyet evraklarını almak için liseye gittim. O gün de, kaderin cilvesi, Hatice Hocam nöbetçiydi. Gazi’ye gideceğimi duyunca, ‘hayır olmaz’ dedi. Beni pencereye çekti, dışarda karşı binanın çatısını aktaran ustayı gösterip, ‘öyle bir usta mı olmak istiyorsun’ diye sordu. Ben, ‘ne var bunda, herkes bir şekilde rızkını kazanıyor’ diye cevap verdim. Hatice Hanım, bunun üzerine, ‘Ona şüphe yok. Kastettiğim; her insan belli bir işe yaratılır. Sen felsefeyle uğraşacaksın.’ İlk defa felsefe mikrobunu kulağıma üfüren Hatice Hanım oldu.”

Eserleri arasında Deniz ve Kaşiflik isimli bir şiir-hatıra kitabı da olan Teoman Duralı, oldum olası denizci olmayı, Norveç’e gidip kaptanlık yapmayı hayal ettiğini; fakat Hatice Hocasının bu sözleriyle denizciliğe rakip olarak hayatına felsefenin de girdiğini belirtti.

Neden Türkçe?

Daha çocukluktan itibaren Türk diline özel bir ilgisi olduğunu kaydeden Duralı, uzunca bir süre eski Türkçeye, Göktürkçe ve Uygurcaya çalıştığını sözlerine ekledi. Prof. Dr. Teoman Duralı’ya göre; Türkçenin, yüzyılların zevk ile letâfet imbiğinden süzülerek günümüze erişmiş soylu söz varlığı ile anlatım gücünün alabildiğine ortaya koyulmasıyla, ifade güzelliğine erişilebilir.

“CV’de Olmayan Hayatım” söyleşisinde ayrıca Prof. Dr. Teoman Duralı; 1940-50’ler Türkiyesi, 27 Mayıs 1960 Darbesinin kültürel etkileri, Afrika’ya ilgisinin boyutları, Svahili dili öğrenme macerası, Ankara şehrine dair hissettikleri ve akademik ilgi alanlarına dair ilgi çekici açıklamalarda bulundu.

Program, Hocamıza çiçek takdimiyle son buldu.

Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat Konferansına Davet


Ahmet Murat Özel tarafından verilecek olan ve Osmanlı halkının sosyal ve dini hayatına değinilecek olan “Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat” adlı Konferans tüm katılımcılara açıktır.

Tarih ve Saat: 5 Aralık 2018(Çarşamba) – 16:00

Yer: İbn Haldun Üniversitesi Başakşehir Yerleşkesi G-203 Numaralı Salon

 

 

 

Onur Buluşmaları Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı ile Devam Ediyor !


Üniversiteli olmanın en önemli özelliklerinden birisi de sizden önceki birikimi dikkate almaktır.

Her yolculukta olduğu gibi ilim yolculuğu da uzman rehber ve kılavuzlar ile daha başarılı ve nitelikli hale gelir.

Onur Programı olarak sizleri, sizden önce bu yollardan geçmiş, gerek akademik başarı gerekse hayat tecrübesi olarak ön plana çıkmış ilim ve fikir erbabı ile buluşturmak istiyoruz. Davet ettiğimiz isimlerin hem üniversite içinden hem de üniversite dışından olmasını planlıyoruz.

Bu buluşmaların konferans değil de hasbihal tadında olmasını arzu ediyoruz. Davet ettiğimiz isimlerin özellikle ilim yolundaki serüvenlerini samimi bir havada dinlemek ve sizlerden gelen sorularla canlı bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz.

2018-2019 Eğitimin dönemini Onur Buluşmalarının birincisinde İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanı Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı ile bir araya geleceğiz.

“CV’DE OLMAYAN HAYATIM” başlıklı hasbihal ile hocamızın gerek akademi gerekse ilim ve hayat serüvenindeki incelikleri ve gelişimleri yakından öğreneceğiz. Katılımcılardan gelen sorularla zenginleşecek ortamda değerli hocamızın üniversitemizden ve özellikle öğrencilerimizden beklentilerini de dinleyeceğiz.

Bu önemli buluşmaya İbn Haldun Üniversitesinin bütün mensupları ve öğrencileri davetlidir.

Ayrıntılı Bilgi ve Başvuru

Gezilim – Tekkeler ve Asitaneler Başvuruları Başladı


Onur Programı Koordinatörlüğü Gezilim’in 2018-2019 2. Etkinliğini “Tekkeler ve Asitaneler” başlığı altında gerçekleştirecek.

8-9 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek olan etkinlik öncesinde 5 Aralık Çarşamba günü Dr. Ahmet Murat Özel tarafından “Osmanlı’da Toplumsal Hayat ve Tasavvuf” adlı konferans yapılacaktır.

Tarihi süreç içinde bir hal ilmi olmuş tasavvufta, tekkeler önemli bir yer arz eder. Tekkeler Türklerin Anadoluya yerleşmesinden itibaren Anadolunun Türkleşmesinde de temel bir role sahiptir. Anadolu’da tekkeler halkın temel ihtiyaçlarının yanında asitane, hastahane, halkla haberleşilen bir mekan olarak kullanılmıştır. İstanbulun fethinden sonra İstanbulda da yaygınlaşmaya başlayan tekkeler giderek toplum için fonksiyonel bir hale gelmiştir.

Osmanlı İstanbulunda tekkeler, medeniyetin ve mûsîkînin merkezi olmasıyla tanınmaktadır. Tekkelerin başındaki kimselerin tasavvufi görevlerinin yanı sıra sosyal hayat içerisinde de saygın yerlerde oldukları bilinmektedir. Fakat buna rağmen tekkeye mensup nüfuz sahibi kimseler dahi zaman içerisinde oluşmuş adab ve erkâna uymak durumundadır. Bunların içerisinden Mevlevi dergahlarına dair bir örnek verilecek olursa: Mevlevilikte İstanbuldaki asitanelerde bin bir günlük çile çıkarılmış ve yalnızca buralardan derviş yetişmiştir. Osmanlı döneminde Yenikapı Mevlevîhânesi ve Galata Mevlevîhânesi birer âsitâne olarak görev yapmıştır. Tarîkatin diğer dergâhları ise misafir ve yolcular için kullanılmıştır. Tekkeden nüfuz sahibi kimseler dahi bu teamülü değiştirememişlerdir.

İstanbul tekkeleri toplumu dönüştüren bir unsur olmalarının yanı sıra sözlü ve yazılı kültüre çok büyük katkıda bulunmuştur. Türk İslam edebiyatı için oldukça önemli eserlerin yanı sıra önemli mûsikîşinaslar yine bu gelenekten gelmiştir. Mûsikîyi bir unsur olarak alıp dönüştüren ve yeni yorumlara kapı aralayan bu kültür, birçok musikişinasa ilham olmuştur. Bu nedenle medeniyetimizin izlerini tekkeler ve âsitaneler üzerinden okumak onu farklı boyutlarıyla anlamayı vaat eder. Bu anlayış aynı zamanda medeniyeti bütünleştiren unsurları tasavvuf bağlamında tanıyıp bunlar üzerinden yeni okumalar yapma imkânı sunar.

BAŞVURU

Süleymaniye Konuşmaları 1 – Ne yapıyoruz ? Niçin yapıyoruz ?


Rektör hocamız Prof. Dr. Recep Şentürk’ün katılımlarıyla Süleymaniye Konuşmalarının ilki “Ne yapıyoruz? Niçin Yapıyoruz” başlığı ile yapıldı. İnter disipliner çalışmalara fazlaca önem atfeden hocamız Osmanlı dönemindeki Üniversite statüsündeki medreseler ile günümüz üniversitelerini kıyaslayarak aradaki bilgi üretimi farkına dikkat çekti. Nitekim Osmanlı’daki medreselerin günümüzdeki İlahiyat fakültelerine değil tüm bölümleri içeren Üniversiteye tekabül ettiğini çizen Şentürk, bütün bölümlerin İslami İlimlere vakıf olması gerekliliğinden bahsetti. Bu amaca yönelik Onur Programı bünyesinde kurulan Süleymaniye Programının misyon ve vizyonunu açıklayarak önemine vurgu yaptı.

Süleymaniye Programının gerek üniversitemiz gerekse tüm dünya için bütüncül eğitim anlayışını pratiğe dönüştürmek bakımından çok önemli bir adım sayılmasının arka planına değinen hocamız, öğrencileri talep ettikleri yolun zorluğuyla beraber ulviliğini ”لكل تشريف تكليف”sözüyle vurgulayarak motive etti. Sohbet havasında geçen konferansa Hocamız Hadis-i Şeriflerden örnekler vererek renk kattı.

 

 

Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Ziyaret Edildi


17 Kasım tarihinde, Süleymaniye Onur Programı öğrencileri Prof. Dr. Osman Aydınlı ile beraber “Örnek Şahsiyetler/İslam Kültür Ve Medeniyeti” seminerlerini Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde gerçekleştirdiler.

Yazma eserler uzmanının yaptığı sunumda öğrenciler kurumun tarihçesi, önemi ve faaliyetlerine dair bilgiler alıp aynı zamanda yazma bir eser çalışmanın ön şartları, zorlukları ve güzellikleri hakkında fikir edindiler. Tıp, eczacılık, edebiyat, tarih gibi İslami İlimler dışındaki diğer ilim dallarında da pek çok el yazmaların bulunduğuna dikkat çeken uzman, bu yazmaların sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında eğitim gören öğrencilerimizi beklediklerini ifade etti. Yazmaların sadece işlevsel yönüyle kalmayıp sanatsal yönlerinin de olduğunu yine örnek belgeler üzerinden görmek ziyaretin dikkat çeken noktalarından bir diğeri oldu.
Bu sunumun akabinde Osman Aydınlı Hocamızın Hafizü’l-Kütüb olan Ali Emiri Efendi’den bahsettiği dersin Süleymaniye Kütüphanesinde yapılması dersi daha da manidar kılmış oldu.

Süleymaniye Kütüphanesinin kapıları, okuma salonundan eserlerin dijital görüntülerine kadar, resmi tatiller dahil her gün 08:30 – 23:00 saatleri arasında araştırmacılara açıktır.