Gezilim “Fetih ve Fatih – Konstantinopolis’ten Dersaadet’e” Konseptiyle Gerçekleşti


Gezi ve ilmi bir arada öğrencilere sunmak amacıyla başlatılan Gezilim etkinliğinde bu ay “Fetih ve Fatih” konusu işlendi. 16/17 Mart tarihlerinde, iki grup halinde gerçekleştirilen gezide Haktan Tursun rehberliğinde Rumeli Hisarı, Ayasofya Camii, İstanbul Surları ve Fatih Külliyesi ziyaret edildi. 

Rumeli Hisarıyla başlanan gezide, Rumeli Hisarıyla ilgili önemli bilgiler verildi. İstanbul’un fethinde önemli yere sahip olan ve simge haline gelmiş bir kaç yerden biri olan Rumeli Hisarı Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethinden önce kuzeyden gelebilecek saldırıları engellemek amacıyla 1452 yılında yapılmıştır. 4 buçuk ay gibi kısa bir sürede tamamlanan yapının çalışmalarına bizzat Fatih Sultan Mehmet katılmıştır. İstanbul’un fethinde önemli bir yere sahip olan Hisar, şimdilerde kültürel faaliyetlerin yapıldığı bir alan haline gelmiştir. 

Rumeli Hisarından sonra Ayasofya Camii ziyaret edildi. İstanbul’un fethinin en önemli simgelerinden olan Ayasofya 537 yılında inşa edilmiştir. İstanbul’un fethine kadar 916 yıl boyunca dünyanın en büyük kilisesi olan Ayasofya, İstanbul’un fetih simgesi olarak camiye dönüştürülmüş ve tam 478 yıl şehrin en önemli camisi olmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra ise müzeye çevrilen Ayasofya önemini hala korumaktadır.

Gezinin üçüncü durağı ise İstanbul Surları oldu. İstanbul’un uzun ömürlü olmasını sağlayan en önemli unsur sahip olduğu bu surlar olmuştur. Surların ihtişamı ve en önemlisi direnci İstanbul’u ortaçağ döneminde en önemli şehirlerden biri haline getirmiştir. Bir çok şehir istilalar sebebiyle önemini yitirirken, surlar sayesindeki savunma İstanbul’un zamana meydan okumasını sağlamıştır. İstanbul’un geçmişinin en önemli unsurlarından olan surlar, yıllar boyunca yenilenmiş, tadilat görmüş ve farklı eklemelerle genişletilmiştir. 2700 yıl önce Yunanlı kolonistler tarafından inşa edilmeye başlanan surların anıtsal ve sosyal değeri hemen hemen her devirde bir çok edebi eserde ön plana çıkmıştır. İlk yapıldığı zamanda kentin sınırını çizen surlar zamanla genişlemiştir. UNESCO tarafından “Dünya Mimari Mirası” listesine alınan surlar ilk inşa edildiği yıllarda, evleri, insanları, bostanları, sarnıçları, seyyahları ve hayvanlarıyla var olmuştu ve bugün de varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Gezinin son durağı ise Fatih Külliyesi oldu. Fatih külliyesi ziyaret edilmeden önce ise Fatih Sultan Mehmet’in türbesi, Prof. Dr. Halil İnalcık’ın ve Osmanlı Alimi Ali Emiri Efendinin kabirleri ziyaret edildi. Fetihten hemen sonra Ortodoks patrikliğine tahsis edilmiş ve çok harap halde bulunan On İki Havari kilisesinde barınamayan patriğin 1455 yılında başka bir yere taşınmak istemesi üzerine, Fâtih Sultan Mehmet ona diğer bir kiliseyi bağışlayarak buranın yerini kendi adına yaptıracağı külliyeye tahsis etmiştir. Fethin önemli simgelerinden biri olan Fatih Külliyesi bina edildiği yeri bakımından öneme sahiptir. Bizans tarafından büyük önem verilen On İki Havari kilisesinin üzerine inşa edilmesinden dolayı fethin ayrı bir simgesi olmuştur.

Gezi, Fatih Külliyesi ve çevresinin ziyareti sonrası sonlandı.

 

Üç Aylar ve Kandiller Üzerine Konuşuldu


Geçtiğimiz aylarda Rebiü’l Evvel ve Muharrem ayının önemine binaen Onur Programı tarafından düzenlenen Hicri ayları ihya serisinde bu ay, içinde bulunduğumuz Üç Aylar olarak da isimlendirilen Recep, Şaban ve Ramazan aylarını ihya için 13 Mart 2019 tarihinde “Üç Aylar ve Kandiller” başlıklı bir program gerçekleştirildi. Bu program Onur Programının yaklaşık 2 ayda bir düzenlediği programların üçüncüsü idi.

Program Dr. Öğr. Üyesi Hakkı Öcal’ın sunumuyla başladı. Söyleşi ve musiki icrasından oluşan programda İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz kandiller ve üç aylarla ilgili zihinlerde oluşan: Üç ayların önemi, bu aylardaki önemli geceleri kutlamanın doğruluğu, Osmanlı’da üç aylar, şiir ve bestelerin bu geceler için önemi gibi soruları yanıtladı. Ayrıca kandiller ve üç aylar ile ilgili hasbihal etti. Programda on kişilik bir musiki heyeti Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Öncel önderliğinde, programın başlarında üç aylardan önceki tövbe aylarına atıfla tövbe ilahilerini seslendirdiler. Devamında ise Türk-İslam geleneğinde üç aylar için bestelenmiş çeşitli makamlardaki ilahileri dinleyicilerle buluşturdular.

Üç Aylar ve Kandiller programı halkın katılımına açık olarak İbn Haldun Üniversitesi Başakşehir kampüsünde gerçekleştirildi. Programa üniversitemizin öğrencileri ve personeli tarafından yoğun ilgi vardı. Katılımcıların programın akışındaki ilahileri takip edip koroya eşlik edebilmeleri için katılımcılara güftelerden oluşan bir broşür takdim edildi. Program bitişinde ise katılımcılar gül lokumu ikramı ile uğurlandı.

Süleymaniye Konuşmaları 4 – İslami İlimlerin 14 Asırlık Serüveni


Süleymaniye Onur Programı Öğrencileri Prof. Dr. Mürteza Bedir Hoca İle Buluştu

Süleymaniye Onur Programı öğrencileri 9 Mart 2019 tarihinde İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mürteza Bedir ile “İslami İlimlerin 14 asırlık serüveni” başlıklı konferansta bir araya geldiler.

Mürteza Bedir hoca konuşmasına, İslami ilimlerin 14 asırlık serüvenini konuşmanın aslında bir Müslüman entelektüel kimliğini konuşmak anlamına geldiğini yani bir Müslümanın dünyayı nasıl algıladığını, dünyaya nasıl baktığını ve anladığını bize gösterdiğini söyleyerek başladı.

İslami İlim Nedir?

İbn Haldun’un Mukaddimesinde geçtiği üzere ilimleri naklî ve aklî olmak üzere ikiye ayırmıştır. Vazî/Naklî ilimler toplumun geleneklerinden gelen ve o topluma özgü ilimler olup Her toplum kendine ait varlık, bilgi ve değer anlayışına göre oluşmaktadır. Naklî ilimlerin genellikle kaynağı toplumların müntesip olduğu dinleridir. Aklî ilimler ise toplumların kendilerine özgü karakterinden değil, insan olma özelliklerinden kaynaklı oluşan ilimlerdir.

Bu açıdan baktığımızda İbn Haldun’da İslami ilimler dediğimiz şey naklî/vazî ilimlere karşılık gelmektedir.

İlimlerin Oluşum Süreci

İlim kavramı tarih boyunca farklı manalara karşılık gelmiştir. Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir zaman sonra ilim denilince akla Kur’an ve Hadis ilimleri gelmektedir. Bu ilimlerle uğraşan kimseler “ne” sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. İlerleyen zaman içerisinde ilim kavramının manası değişip yorumlama aşamasına geçilmektedir. Bu süreç “niçin/nasıl” sorusunun cevabının aranmaya başladığı sürece geçiş anlamına gelmektedir. Bu arama sonucunda Fıkıh kavramı ortaya çıkıyor.

Fıkıh kavramı üzerinde çeşitli faaliyetler yapıldıktan sonra Fıkıh 3 kısma ayrılarak gelişiyor. Bunlar: Fıkh-ı Ekber(akaid), Fıkh-ı Zahir(amel), Fıkh-ı Batın(ahlak). Bu ilimler uzmanları tarafından yorumlanarak geliştiriliyor ve ilerleyen zaman içerisinde Kelam, Fıkıh ve Tasavvuf ilimlerini oluşturuyorlar. Ayrıca Bu 5 ilmi -Kuran İlimleri, Hadis ilimleri, Fıkıh, Kelam ve Tasavvuf- bilen kimseyi biz âlim olarak nitelendiriyoruz. Bu alimler yapmış oldukları yorumlarda ihtilafa düşüyorlar ve bu ihtilafa düştükleri konularda organik bağı olan ve tutarlı bir metotla ortaya koyulan görüşler kabul görüp mezhep mefhumunu oluşturuyor. İtikadî olarak; Maturidi, Eşari, Selefi, Mutezile gibi mezhepler oluşurken, amel de; Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleri oluşmaktadır. Tasavvuf da ise bir çok tarikat ortaya çıkmıştır. Bunlardan kimi günümüze kadar gelmiş kimi ise tarih içerisinde yok olup gitmiştir. Bunlar içerisinden zikredilen iki şarta uyarak oluşan mezhepler Ehl-i Sünnet ve’l cemaat adını almıştır.

Ancak 19. yy.’da çeşitli sebeplerden dolayı bir arayış hareketleri başlıyor ve sahip olduğumuz organik bağ çeşitli sebeplerden dolayı kopmaya başlıyor. 1924’de ise ilmî nesebimiz tam olarak ortadan kaldırılıyor.

 

Süleymaniye Konuşmaları 3 – “Bir Varmış Bir Yokmuş” Kitap Söyleşisi


Süleymaniye Onur Programı Bursa’da!

Süleymaniye Onur Programı öğrencileri 10.02.2019 tarihinde günü birlik bir Bursa ziyareti gerçekleştirdi. Osmanlı şehri olan Bursa’da Tophane, Ulu Camii, Kozahan, Yeşil Türbe ve Yeşil Camii ve Dünyanın en eski çarşılı köprüsü olan Tarihi Irgandı Köprüsü ziyaret edilerek şehrin tarihi ve kültürel havası teneffüs edildi. Kısa bir şehir turundan sonra gezinin asıl amacı olan Hayrettin Karaman ile söyleşiyi yapmak üzere Bursa Kültür Merkezi (BKM)’ne doğru yola çıkıldı.

Hayreddin Karaman, İslami İlimler alanında bilhassa İslam Hukukuna dair konularda pek çok yayın yapmış, tebliğler sunmuş olup zamanımızın büyük ilim adamlarından biridir. Aynı zamanda Marmara Üniversitesinde ve çeşitli vakıflarda dersler vererek bugün tanınmış birçok akademisyenin de yetişmesine vesile olmuştur.

Alanın otorite isimlerinden biri olan Hayreddin Karaman hocamız öğrencilere ilim ile meşgul olmanın öneminden bahsederek nasihatlerde bulundu. Gezi öncesi hocanın “Bir Varmış Bir Yokmuş – Hayatım ve Hatıralar” adlı hatıratını okuyan öğrenciler bir yandan ikramlar eşliğinde hocanın sohbetinden istifade ederken diğer yandan kendisine doğrudan sorularını yöneltme imkanına sahip oldular. Hem madden hem manen zenginleşme ve yenilenme niyetiyle yapılan gezi, öğrencilerin kitaplarını imzalatmaları ve BKM Kitapçısını gezmeleriyle son buldu.

Süleymaniye Konuşmaları 2 – Günümüzde Klasik İlmi Birikimimizin Mana ve Ehemmiyeti


Süleymaniye Onur Programı Öğrencileri Tahsin Görgün hoca ile buluştu….

Süleymaniye Onur Programı öğrencileri 15 Aralık tarihinde  29 Mayıs Üniversitesi Felsefe bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tahsin Görgün ile bir araya geldiler. Klasik İlimlerin Mana ve Ehemmiyetine dair yapılan konferansta klasik ilimleri bugüne uyarlamanın, geçmiş ile gelecek arasındaki irtibatın önemi vurgulandı.

Konferansta öne çıkan konulardan bazıları şunlardır:

Helezonik İlim Anlayışı

İmam Şafii de, Gazzali de  şafii mezhebine müntesip olmalarına rağmen bazı meselelerde farklı yorumlar yapmışlardır. Farklı zamanlarda yaşıyor olmak, farklı hayat şartlarını beraberinde getirir ve yorum çeşitliliği artar. Ancak herkes kendisinden  önce söylenenlerden haberdardır ve hep öncesine atıf yapılarak yeni perspektiflere yer açılmıştır. Geleneksel ilim anlayışı helezoniktir, her zaman geçmiş ile irtibatlı yeniliklere açıktır.

Varlık Mertebeleri Arasında Geçiş

Bir bilgiyi ezbere bilmek onu ilim saymak için yeterli değildir. Çocuklar ona kadar ezberleyerek sayabilirler, sayıların mantığını kavradıkları andan itibaren de sonsuza kadar sayabilirler. Bir bilgiyi okumak o bilginin kitabî varlığıdır, üzerine düşünülüp kavrandığı takdirde ise zihindeki varlığı yer eder. Zihinde yürütülen bu faaliyet bir meseleyi çözdüğü anda ise ilim hariçi varlık alanında kendini gösterir.

Konferans, Prof. Dr. Tahsin Görgün’e İbn Haldun Üniversitesi Onur Programı koordinatörü Abdullah Enes Tüzgen tarafından hediye takdim edilmesiyle sonlandı.

Gezilim’in İkinci Durağı İstanbul’daki Tekkeler ve Asitaneler Oldu


Gezi ve ilmi bir arada öğrencilere sunmak amacıyla başlattığımız etkinliğimizde bu ay “Tekkeler ve Asitaneler” işlendi. Gezilim’in ilim kısmı 5 Aralık 2018 tarihinde Ahmet Murat Özel hocanın “Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat” başlıklı konferansı ile gerçekleştirildi. 8/9 Aralık 2018 tarihlerinde iki grup şeklinde yapılan gezide ise Haktan Tursun’un rehberliğinde Yahya Efendi Dergâhı, Galata Mevlevihânesi, Sertarikzâde Dergâhı ve Sümbül Efendi Âsitânesi olmak üzere dört farklı tekke ziyaret edildi. Osmanlı’daki sûfi hayatının izlerinin sürüldüğü bu gezilim’de verilen değerli bilgilerle gönüllere, Yahya Efendi gibi boğaza nazır tekkelerin manzaraları ile gözlere hitap edildi.

Konferansta tasavvuf ve tarikatlara dair geçmişten günümüze değişiklikler ve topluma sağladıkları katkılar üzerinde durulurken, gezi ile tüm bunları bizzat müşahede imkânı bulan öğrenciler, edindikleri bilgilerle günlük hayat arasında irtibat kurabildiler. Bu kurumların esasında Osmanlı toplumunun şekillenmesinde ne kadar etkili olduğunun farkına varan katılımcılar; kaybedilen estetik ve ahlak değerlerini tekrar hayatın bir parçası haline getirmenin önemini kavradılar.

Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat Konuşuldu


İbn Haldun Üniversitesi İslami İlimler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Murat Özel, Onur Programı’nın düzenlediği Gezilim etkinliği kapsamında 5 Aralık Çarşamba günü “Osmanlı’da Tasavvuf ve Toplumsal Hayat” başlıklı bir konuşma yaptı.

1992-1994 yılları arasında Mısır’da bulunan Ahmet Murat Özel, El-Ezher Üniversitesi’nde başladığı yüksek öğrenimini, 1997’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde, Yüksek lisans ve doktorasını ise Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde bitirdi. Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde, Tasavvuf ana bilim dalı öğretim üyesi olarak çalışan, Çeşitli TV kanallarında programlar hazırlayıp sunan, yayınevlerinde, süreli yayınlarda editörlük ve yayın yönetmenliği yapan Özel’in, yayınlanmış şiir kitapları dışında, telif ve çeviri akademik yayınları, makale ve bildirileri bulunmaktadır. Ayrıca Şazeliyye, Kuzey Afrika ve Endülüs tasavvufu, Türk modernleşmesi sürecinde tasavvufi yapılar başlıca ilgi alanlarını oluşturmaktadır. Muhtelif üniversitelerde tasavvuf tarihi, tasavvuf literatürü, tasavvuf-sanat ilişkisi üzerine lisans ve lisans üstü dersler vermiş olan Ahmet Murat Özel, halen İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde derslerine ve akademik çalışmalarına devam ediyor.

“Bugün Bu Dergahları Artık Türkiye’de Bulamıyoruz”

Tekke ve Asitanelerin yapılarından ve görevlerinden bahsetmeden önce buraları kullanan kurumlar olan tarikatlardan konuşmasına başlayan Ahmet Murat Özel, kendisinin uzmanı olduğu Şazeliyye tarikatından örnekler vererek Pir nedir ve tarikatların alt kollarının neler olduğunu ve nasıl oluştuğundan bahsetti. “Şazeliyye bizim buralarda az bilinen bir tarikattır” diyen Özel, Şazeliyye tarikatının 13-21. Yüzyılları arasında 100 civarında alt kol çıkardığını ve alt kolların, Pir denilen tarikat önderlerinin, yetiştirdikleri öğrenciler tarafından çıkarıldıklarını belirtti. İstanbul’daki kollarından da bahseden Ahmet Murat Özel, 2. Abdülhamit’in de Şeyhi olan Zat’ın burada olduğundan bahsetti ve aynı zamanda Padişahlar ile Şeyhler arasında “bilinen anlamda Şeyh-mürit” ilişkisinin olmadığını vurguladı. Sözlerine Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdayi mahallesindeki tekke ve dergahlardan devam etti ve Sadiyye Tarikatına ait bir dergah olan Balaban Tekkesinin şimdilerde Türkiye’de var olmadığını belirtti. Aynı zamanda Osmanlı Döneminde çok güçlü bir yapıya sahip olan Sadiyye Tarikatının, Cumhuriyet Döneminde kapatılmadan önce 32 dergahının olduğunu ve şu anda Türkiye’de bu tarikata bağlı olan kimsenin kalmadığını belirtti.

“1925 İle Birlikte Biz İstanbul’un Önemli Bir Aktörünü Kaybetmiş Olduk”

Belirli dergah ve tekkeler dışında birçok dergahın bugüne ulaşamadığını söyleyen Özel, bazı dergah ve tekkelerin tam olarak neye benzediklerini bilmek ve takip etmek için bugünlerde Balkanlara gitmek durumunda kalındığından bahsetti. Ayrıca Osmanlı döneminden bu yana korunmuş olarak günümüze gelen İstanbul’da birkaç dergahın bulunduğunu belirtti. Galata Mevlevihane’si bunlardan bir tanesidir. Bu zamana ulaşamamış tekke ve dergahlardan bahsederken 1925 ile birlikte İstanbul’un önemli bir aktörünü kaybetmiş olduğunu vurguladı. Aktör kavramından kastının ne olduğunu açıklayan Özel, her mahallede çeşitli meşrepte dergahların olduğunu, bu dergahlarınsa aşevi, danışmanlık gibi işlevlere sahip olduğunu belirtti. Özellikle manevi danışmanlıkla beraber, aile içi sorunların çözüldüğü, çocukların isimlerinin konulduğu, psikolojik sorunların çözüldüğü ve rüyaların dahi yorumlanmasına dahil olan dergahların toplumla iç içe olan kurumlar olduğunu belirtti.

 “İyi Bir Sesin Kendisini Gösterebildiği Yerler Tekke ve Dergahlardır”

Dergahların aynı zamanda bir müze olduğunu söyleyen Özel, eskiden müze anlayışının olmadığını ve bir hattatın eserini dergahta sergilediğini belirtti. Aynı zamanda güzel sanat eserlerinin de sergileme işlevini Dergahların ve Tekkelerin üstlendiğini belirtti. Ses kaydının olmadığı bir Dünya’da iyi sesleri dinlemenin çok sınırlı yerleri olduğunu da belirtti. Dini musiki meraklısı olan birinin daha serbest icranın yapılabildiği yerlerden bir tanesinin tekkeler olduğunu belirtti. Aynı zamanda “iyi bir sesin kendisini gösterebildiği yerler tekke ve dergahlardır” diyerek iyi sese sahip olan kişilerin son yaptıkları besteleri ve yeni bir Ayin-i Şerif besteleyenlerin bestelerini dergahlarda sergilediklerini vurguladı. Aynı zamanda Ayin-i Şerif bestelemenin büyük bir iş olduğunu vurgulayarak, bu işin özellikle Mevlevihanelerde yapıldığını belirtti.

Tasavvufun ve tarikatların Osmanlı’daki ve özellikle Padişahlar üzerindeki etkilerinden ve son olarak Cumhuriyet Dönemiyle kapatılmaları dönemine kadar olan süreci anlatan Ahmet Murat Özel, katılımcılardan gelen soruları da cevapladı ve konferans son buldu.

Onur Buluşmaları – Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı


Felsefe Bölümü Öğretim Üyemiz Prof. Dr. Teoman Duralı, Onur Programı’nın düzenlediği Onur Buluşmaları kapsamında, 3 Aralık Pazartesi günü “CV’de Olmayan Hayatım” başlıklı bir konuşma yaptı.

Ülkemizde felsefe denince akla gelen ilk isimlerden biri olan, 16 üniversitede ders vererek Türk düşünce hayatında etkili olan pek çok ismi yetiştiren Prof. Dr. Teoman Duralı; en son 38. sayısı yayınlanan Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi, kitapları ve makaleleriyle de Türkiye’de felsefenin merkezi bir yer edinmesinde önemli bir role sahip. Günümüz küresel medeniyetini sistematik ve felsefi açıdan çözümleyip yorumlayarak Türk entelektüel kamuoyunun konuyla ilgili perspektifini zenginleştiren Prof. Duralı, uluslararası felsefe camiasında da Türkiye’yi başarıyla temsil ediyor.

1977 yılında doktorasını tamamlayan, 1978 yılında NATO bursu ile Paris’te biyoteknoloji seminerlerine katılan; Mayıs 1982’de Yardımcı Doçent, Ekim 1982’de biyoloji felsefesi üzerine yazdığı tez ile Doçent ve 1985’te ABD Penn State University’de tamamladığı “Kant’ın A Priori Bilgi İstidâtı” adlı çalışmasının ardından 1988’de mezun olduğu bölümde Profesör olan Teoman Duralı, halen İbn Haldun Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde derslerine ve akademik çalışmalarına devam ediyor.

Nermi Uygur’un Teklifiyle Kendisine Asistan Oldu

Prof. Dr. Teoman Duralı, “CV’de Olmayan Hayatım” söyleşisinde doğumundan bugüne hayatından belli başlı kesitleri, ilgili bir dinleyici topluluğuyla paylaştı. 7 Şubat 1947’de Zonguldak’ın Kozlu kasabasında doğan Duralı, ilköğrenimine Zonguldak’ta Çatalağzı’nda başladığını belirtti. Çatalağzı’nda okula başlamadan önceki günlerinden “mutluluğun zirvesine vardığım günlerdi” diyerek sitayişle bahseden Prof. Dr. Teoman Duralı, bunda coğrafyanın etkisi olduğunu belirterek, hayatında gördüğü ilk manzaranın orman ve deniz olduğunu, en sevdiği renkler olan mavi ve yeşilin Çatalağzı’nda iç içe geçtiğini söyledi.

Anadolu’da, özellikle Türkiye’nin doğusunda görev yaptığı üniversitelerde Bilim Metodolojisi dersleri veren Duralı; o dönemde öğretmenlerin-hocaların sadece bir alanın değil, adeta hayat hocalığı yaptıklarına örnek olarak, kendisinin o derslerde bilimden ve metodolojiden önce “deniz neye benzer”, onu anlattığını çünkü ders verdiği çocukların ekserisinin hayatlarında hiç deniz görmediklerini söyledi.

“Okul” fikriyle hayatının en başından beri pek de sağlıklı bir ilişki kuramadığını ifade eden Duralı, ünlü felsefeci Prof. Dr. Nermi Uygur’un İstanbul Üniversitesinde okurken kendisine asistanlık teklif etmesinden sonra ise hiç sevemediği “okul”a hayatını bağışladığını söyledi.

“İlk Defa Felsefe Mikrobunu Kulağıma Üfüren Hatice Hocam Oldu”

Nermi Uygur’un çok titiz, gururlu ve zor beğenen bir hoca olmasına rağmen bu teklifi yaptığını da sözlerine ekleyen Duralı, “çok hayırlı hocalarım oldu” diyerek, hayatındaki en önemli kırılma noktalarında hep Nermi Hoca gibi hocaların yer aldığını belirtti. Ortaokul ve liseyi okuduğu Ankara TED Kolejindeki coğrafya öğretmeni Hatice Hanım’ın da kendi hayatında böyle bir misyon üstlendiğini belirten Prof. Dr. Duralı, şunları söyledi: “Liseden mezun olduktan sonra babam Gazi Mesleki Eğitim Fakültesine gitmemi istedi. Ben durumdan memnun olmasam da babama itiraz edemiyordum. Mezuniyet evraklarını almak için liseye gittim. O gün de, kaderin cilvesi, Hatice Hocam nöbetçiydi. Gazi’ye gideceğimi duyunca, ‘hayır olmaz’ dedi. Beni pencereye çekti, dışarda karşı binanın çatısını aktaran ustayı gösterip, ‘öyle bir usta mı olmak istiyorsun’ diye sordu. Ben, ‘ne var bunda, herkes bir şekilde rızkını kazanıyor’ diye cevap verdim. Hatice Hanım, bunun üzerine, ‘Ona şüphe yok. Kastettiğim; her insan belli bir işe yaratılır. Sen felsefeyle uğraşacaksın.’ İlk defa felsefe mikrobunu kulağıma üfüren Hatice Hanım oldu.”

Eserleri arasında Deniz ve Kaşiflik isimli bir şiir-hatıra kitabı da olan Teoman Duralı, oldum olası denizci olmayı, Norveç’e gidip kaptanlık yapmayı hayal ettiğini; fakat Hatice Hocasının bu sözleriyle denizciliğe rakip olarak hayatına felsefenin de girdiğini belirtti.

Neden Türkçe?

Daha çocukluktan itibaren Türk diline özel bir ilgisi olduğunu kaydeden Duralı, uzunca bir süre eski Türkçeye, Göktürkçe ve Uygurcaya çalıştığını sözlerine ekledi. Prof. Dr. Teoman Duralı’ya göre; Türkçenin, yüzyılların zevk ile letâfet imbiğinden süzülerek günümüze erişmiş soylu söz varlığı ile anlatım gücünün alabildiğine ortaya koyulmasıyla, ifade güzelliğine erişilebilir.

“CV’de Olmayan Hayatım” söyleşisinde ayrıca Prof. Dr. Teoman Duralı; 1940-50’ler Türkiyesi, 27 Mayıs 1960 Darbesinin kültürel etkileri, Afrika’ya ilgisinin boyutları, Svahili dili öğrenme macerası, Ankara şehrine dair hissettikleri ve akademik ilgi alanlarına dair ilgi çekici açıklamalarda bulundu.

Program, Hocamıza çiçek takdimiyle son buldu.

Süleymaniye Konuşmaları 1 – Ne yapıyoruz ? Niçin yapıyoruz ?


Rektör hocamız Prof. Dr. Recep Şentürk’ün katılımlarıyla Süleymaniye Konuşmalarının ilki “Ne yapıyoruz? Niçin Yapıyoruz” başlığı ile yapıldı. İnter disipliner çalışmalara fazlaca önem atfeden hocamız Osmanlı dönemindeki Üniversite statüsündeki medreseler ile günümüz üniversitelerini kıyaslayarak aradaki bilgi üretimi farkına dikkat çekti. Nitekim Osmanlı’daki medreselerin günümüzdeki İlahiyat fakültelerine değil tüm bölümleri içeren Üniversiteye tekabül ettiğini çizen Şentürk, bütün bölümlerin İslami İlimlere vakıf olması gerekliliğinden bahsetti. Bu amaca yönelik Onur Programı bünyesinde kurulan Süleymaniye Programının misyon ve vizyonunu açıklayarak önemine vurgu yaptı.

Süleymaniye Programının gerek üniversitemiz gerekse tüm dünya için bütüncül eğitim anlayışını pratiğe dönüştürmek bakımından çok önemli bir adım sayılmasının arka planına değinen hocamız, öğrencileri talep ettikleri yolun zorluğuyla beraber ulviliğini ”لكل تشريف تكليف”sözüyle vurgulayarak motive etti. Sohbet havasında geçen konferansa Hocamız Hadis-i Şeriflerden örnekler vererek renk kattı.

 

 

 

Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Ziyaret Edildi


17 Kasım tarihinde, Süleymaniye Onur Programı öğrencileri Prof. Dr. Osman Aydınlı ile beraber “Örnek Şahsiyetler/İslam Kültür Ve Medeniyeti” seminerlerini Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde gerçekleştirdiler.

Yazma eserler uzmanının yaptığı sunumda öğrenciler kurumun tarihçesi, önemi ve faaliyetlerine dair bilgiler alıp aynı zamanda yazma bir eser çalışmanın ön şartları, zorlukları ve güzellikleri hakkında fikir edindiler. Tıp, eczacılık, edebiyat, tarih gibi İslami İlimler dışındaki diğer ilim dallarında da pek çok el yazmaların bulunduğuna dikkat çeken uzman, bu yazmaların sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında eğitim gören öğrencilerimizi beklediklerini ifade etti. Yazmaların sadece işlevsel yönüyle kalmayıp sanatsal yönlerinin de olduğunu yine örnek belgeler üzerinden görmek ziyaretin dikkat çeken noktalarından bir diğeri oldu.
Bu sunumun akabinde Osman Aydınlı Hocamızın Hafizü’l-Kütüb olan Ali Emiri Efendi’den bahsettiği dersin Süleymaniye Kütüphanesinde yapılması dersi daha da manidar kılmış oldu.

Süleymaniye Kütüphanesinin kapıları, okuma salonundan eserlerin dijital görüntülerine kadar, resmi tatiller dahil her gün 08:30 – 23:00 saatleri arasında araştırmacılara açıktır.